
Okan Bent Önok
1970 yılında doğan Okan Bent Önok, çok yönlü yaşamı ve özgün düşünce yapısıyla dikkat çeken bir isimdir. Türkiye’de aldığı eğitimle birlikte hem kültürel hem de entelektüel açıdan zengin birikim kazanan Önok, farklı meslek dallarında edindiği deneyimlerle yaşamın her alanına dokunmuştur. Gençlik yıllarında futbolculuk, devlet memurluğu ve sivil havacılık gibi farklı sektörlerde yer alan Önok, bugün bu tecrübelerini toplumsal gözlem ve eleştiri gücüyle harmanlayarak kaleme almaktadır. Statükoya muhalif duruşu ve asi kişiliğiyle tanınan yazar, düşüncelerini cesurca dile getirmesiyle geniş bir okuyucu kitlesine ulaşmıştır. Köşe yazarlığını, toplumsal olaylara ışık tutmak ve insanlara farklı bakış açıları kazandırmak için bir platform olarak kullanmaktadır. Atatürkçü bir bakış açısına sahip olan Önok, insan hakları, özgürlük ve laiklik ilkelerini savunmaktadır. Marjinal kişiliği, mizahi üslubu ve alışılmışın dışında düşünme biçimiyle okurlarını hem düşündüren hem gülümseten bir kalemdir. Okan Bent Önok, “Yeniden İlk Haber” ailesinde köşe yazılarıyla sadece olayları değil, olayların ardındaki insanı da anlatmaya devam ediyor. 📚 Eserleri: Gölgedekiler, Rüzgar, Tuval
Bir Tatil, Bir Skandal ve Bir Kentin Vicdanı
Son günlerde Bandırma kamuoyu, bir iddia ile çalkalanıyor. Söylenenlere göre, ilçede tanınan bir siyasetçi — aynı zamanda iş dünyasında da hatırı sayılır bir güce sahip olan bir isim — birkaç iş insanı ve aileleriyle çıktığı bir tatilde, “etik sınırları” aşan bir davranışta bulundu. Henüz doğrulanmamış, resmi bir açıklama yapılmamış olsa da, ortalıkta dolaşan söylentiler, bu kentin sokaklarında yankı bulan bir başka hikâyeyi daha ortaya çıkarıyor: gücü eline geçirenin, o gücü nasıl kullandığına dair hikâye.
Bandırma, tarih boyunca sakin ama derin bir yer olmuştur. Marmara’nın tuzlu rüzgârı, insanına hep bir denge duygusu aşılamıştır. Ancak ne zaman ki siyasetle çıkar, ticaretle nüfuz birbirine karışır, o zaman bu dengeler bozulur. Son yaşanan olay da bunun küçük bir örneği gibi duruyor.
Bu iddiayı tek bir kişi üzerinden tartışmak, aslında büyük resmi kaçırmaktır. Çünkü mesele, sadece bir kişinin özel hayatında yaptığı ahlaki hata değil; gücü elinde bulunduranların kendini dokunulmaz sanma alışkanlığıdır. Her dönemde, her kentte karşımıza çıkan bu tür davranışlar, sadece bireysel çürümeyi değil, sistemsel bir çözülmeyi de gösterir.
Bandırma’da konuşulan bu olay, bir tatil sırasında yaşanmış. İddiaya göre, beraber tatile giden bir grup iş insanı ve aileleri arasında istenmeyen, rahatsız edici bir durum meydana gelmiş. Olayın tanıkları suskun, taraflar sessiz. Ancak sosyal medya öyle değil. Dedikodu çarkı dönmeye başladığında, artık kimse gerçeği hatırlamaz. Herkes kendi versiyonunu üretir. Ve bir noktadan sonra, olan sadece olaya karışanlara değil, toplumun güven duygusuna olur.
Bu ülkede, “etik” dediğimiz kavram uzun zamandır ucuzladı. İnsanların cebinde para, koltuğunda yetki, çevresinde nüfuz varsa, kendini her şeyin üstünde görmeye başladı. Oysa gerçek güç, kendisini sınırlayabilen insanın elindedir. Sınırsız gücü olanın değil. Çünkü sınırını bilmeyen, sonunda hem kendi haysiyetini hem toplumun saygısını yitirir.
Olayın Bandırma’da yaşanması da tesadüf değildir. Bu kent, son yıllarda hızla gelişen, yatırımcıların gözdesi haline gelen, küçük ama etkili bir güç merkezine dönüştü. Siyaset ve iş dünyası iç içe geçti. Kimin siyasetçi, kimin iş insanı olduğu karıştı. Bu karışımda ise en çok zarar gören yine halkın güveni oldu. İnsanlar artık kimin dürüst, kimin menfaat peşinde olduğunu ayırt edemiyor.
Bir siyasetçinin, hele ki “halkın temsilcisi” sıfatını taşıyan birinin, özel yaşamında bile bir ahlak çizgisine sahip olması gerekir. Çünkü bu kişiler, sadece kendilerini değil, temsil ettikleri değerleri de taşırlar. Tatilde, yemekte, dost meclisinde, her yerde. Eğer bu sorumluluğu unuturlarsa, koltukta otursalar da artık o koltuğun hakkını vermezler. Halk, o an belki susar ama hafızasına kazır. Çünkü toplumlar, en çok adalet ve ahlak duygusuyla yaşar.
Bu olayda da asıl konuşulması gereken, “kim ne yaptı?” değil; “neden bu kadar çok kişi, gücü eline alınca etik çizgisini kaybediyor?” sorusudur. Bu ülkede bir makama gelen, hemen çevresine çıkar ilişkilerinden duvar örüyor. Bu duvarın arkasında ise şeffaflık, dürüstlük, ahlak, insani sınırlar kayboluyor. Ve bir gün, o duvar çatlayınca, içinden hep aynı manzara çıkıyor: hesap vermekten korkan, ama menfaatten de vazgeçemeyen insanlar.
Bandırma halkı, bugün sadece bir dedikoduyu değil, kendi vicdanını da tartışıyor. “Gerçekten böyle bir şey yaşandı mı?” sorusu kadar, “biz niye bu tür haberlere artık şaşırmaz olduk?” sorusu da sorulmalı. Çünkü toplum olarak ahlaki eşiğimiz o kadar düşürüldü ki, her yeni skandal artık sıradanlaşıyor. Bu da çürümenin en sessiz hâlidir.
Eğer iddialar doğruysa, ilgili kişi çıkıp halkın karşısına dürüstçe konuşmalıdır. Gerçek neyse açıklamalıdır. Çünkü Bandırma, bu tür söylentilerle lekelenmeyecek kadar değerli bir kenttir. Eğer yalan ise, bu söylentiyi yayanların hesabı sorulmalıdır. Çünkü itibarla oynamak da en az ahlaksızlık kadar ağır bir suçtur.
Ama en önemlisi, her iki durumda da, bu olay bize bir şeyi hatırlatıyor: Etik, sadece yasa maddeleriyle değil, vicdanla korunur. Yasalar sustuğunda vicdan konuşmazsa, hiçbir kent temiz kalmaz. Bandırma’nın bugün yaşadığı da tam budur — bir vicdan testidir.
Bu olay geçer, unutulur. Ama bu olaydan sonra Bandırma halkı eğer biraz daha sorgulayıcı olur, kimin gerçekten halk için, kimin sadece kendi için yaşadığını fark ederse; işte o zaman bu çalkantının bir anlamı olur. Çünkü her sarsıntı, bir uyanışa da vesile olabilir.
Sonuçta mesele, bir tatilde yaşanan hadiseden çok daha derin:
Bu ülkenin en küçük kasabasından en büyük şehrine kadar her yerde ahlaki bir erozyon yaşanıyor. İnsanlar dürüstlüğü safdillik, çıkarcılığı kurnazlık zannediyor. Oysa gerçek büyüklük, gücün karşısında bile doğruyu savunabilmektir.
Ve belki de bugün Bandırma’nın en çok ihtiyacı olan şey, işte budur:
Bir avuç insanın değil, bir toplumun onurunu koruma iradesi.
Yasal Uyarı: Bu köşe yazısında yer alan görüş ve değerlendirmeler yazarına aittir ve yazarın sorumluluğundadır. Yayımlanan içerik, yazarın kişisel görüşünü yansıtmakta olup, sitemizin resmi görüşünü temsil etmemektedir.

Okan Bent Önok
1970 yılında doğan Okan Bent Önok, çok yönlü yaşamı ve özgün düşünce yapısıyla dikkat çeken bir isimdir. Türkiye’de aldığı eğitimle birlikte hem kültürel hem de entelektüel açıdan zengin birikim kazanan Önok, farklı meslek dallarında edindiği deneyimlerle yaşamın her alanına dokunmuştur. Gençlik yıllarında futbolculuk, devlet memurluğu ve sivil havacılık gibi farklı sektörlerde yer alan Önok, bugün bu tecrübelerini toplumsal gözlem ve eleştiri gücüyle harmanlayarak kaleme almaktadır. Statükoya muhalif duruşu ve asi kişiliğiyle tanınan yazar, düşüncelerini cesurca dile getirmesiyle geniş bir okuyucu kitlesine ulaşmıştır. Köşe yazarlığını, toplumsal olaylara ışık tutmak ve insanlara farklı bakış açıları kazandırmak için bir platform olarak kullanmaktadır. Atatürkçü bir bakış açısına sahip olan Önok, insan hakları, özgürlük ve laiklik ilkelerini savunmaktadır. Marjinal kişiliği, mizahi üslubu ve alışılmışın dışında düşünme biçimiyle okurlarını hem düşündüren hem gülümseten bir kalemdir. Okan Bent Önok, “Yeniden İlk Haber” ailesinde köşe yazılarıyla sadece olayları değil, olayların ardındaki insanı da anlatmaya devam ediyor. 📚 Eserleri: Gölgedekiler, Rüzgar, Tuval
Uzun yıllar gazetecilik yapan Okan Bent Önok, özellikle yerel gündem ve toplumsal konularda uzman görüşleriyle tanınmaktadır. Yazılarında objektif yaklaşımı ve analitik bakış açısıyla okuyucularına farklı perspektifler sunmaktadır.
Bu haberi paylaş
Yorumlar (0)
Görüşlerinizi bizimle paylaşın. Yorumlarınız onaylandıktan sonra yayınlanacaktır.
Yorum Yap
Not: Yorumlarınız editörlerimiz tarafından incelendikten sonra yayınlanacaktır. Lütfen saygılı ve yapıcı yorumlar yazınız.
Yorumlar yükleniyor...





