SON DAKİKA
Son dakika haberi bulunmamaktadır
Okan Bent Önok
Köşe Yazısı

Okan Bent Önok

1970 yılında doğan Okan Bent Önok, çok yönlü yaşamı ve özgün düşünce yapısıyla dikkat çeken bir isimdir. Türkiye’de aldığı eğitimle birlikte hem kültürel hem de entelektüel açıdan zengin birikim kazanan Önok, farklı meslek dallarında edindiği deneyimlerle yaşamın her alanına dokunmuştur. Gençlik yıllarında futbolculuk, devlet memurluğu ve sivil havacılık gibi farklı sektörlerde yer alan Önok, bugün bu tecrübelerini toplumsal gözlem ve eleştiri gücüyle harmanlayarak kaleme almaktadır. Statükoya muhalif duruşu ve asi kişiliğiyle tanınan yazar, düşüncelerini cesurca dile getirmesiyle geniş bir okuyucu kitlesine ulaşmıştır. Köşe yazarlığını, toplumsal olaylara ışık tutmak ve insanlara farklı bakış açıları kazandırmak için bir platform olarak kullanmaktadır. Atatürkçü bir bakış açısına sahip olan Önok, insan hakları, özgürlük ve laiklik ilkelerini savunmaktadır. Marjinal kişiliği, mizahi üslubu ve alışılmışın dışında düşünme biçimiyle okurlarını hem düşündüren hem gülümseten bir kalemdir. Okan Bent Önok, “Yeniden İlk Haber” ailesinde köşe yazılarıyla sadece olayları değil, olayların ardındaki insanı da anlatmaya devam ediyor. 📚 Eserleri: Gölgedekiler, Rüzgar, Tuval

Kadının Çığlığı Vicdanlarda Kayboluyor

Yayın Tarihi
25 Kasım 2025, 09:37
Okuma Süresi
3 dakika

Türkiye’de bir gün var ki, herkesin yüzünü buruşturur: 25 Kasım Kadına Yönelik Şiddete Karşı Uluslararası Mücadele Günü. Çünkü bu gün, kimlerin gerçek; kimlerin sahte kahraman, kimlerin istismar tüccarı; kimlerin de evinde, sokakta, iş yerinde cehennem yaşadığını acı biçimde ortaya döker. Bu ülkede kadın olmak bir “risk”, devlet olmak bir “seyirci”, siyasetçi olmak da çoğu zaman bir “makyaj sanatıdır”.

Her yıl aynı tiyatro: Bakanlıklar güya kampanya başlatır; belediyeler turuncu ışık yakar; ekranlarda favorilerini düzelten bir kısım erkek siyasetçi, “Kadına şiddete hayır” diye dudak oynatır — o sırada elini bile kaldırmamış bir kadının yaşamı çoktan söndürülmüş, anneler kızlarının mevlidini okumuştur. Devlet kâğıt üzerinde savaş açar, gerçekte “olay yeri inceleme” yapar.

Şu gerçeği artık kafalara mıh gibi çakmak gerekiyor: Bu ülkede kadınlara yönelik şiddet münferit değil, sistematiktir. Yani bir psikopatın, bir serserinin, bir manyağın anlık cinneti değil; devletin, siyasetin, hukuk düzeninin, medya kültürünün, “erkeklik” diye kutsanan hastalıklı bir geleneğin ortak suçudur. Kadını korumayan bir hukuk, şiddeti önlemeyen bir devlet, şiddeti gizleyen bir mahalle, şiddeti aklayan bir medya, şiddeti normalleştiren bir siyaset varsa orada “bireysel vahşet” yoktur; örgütlü bir çürüme vardır.

25 Kasım Öncesi Sessizlik Utandırıyor: Bandırma’daki Olayda Kadına Yönelik Şiddet Boyutu Yok Sayılıyor

Her cinayetten sonra aynı nakarat: “Yeter artık”, “Son olsun”, “Bu bir toplumsal yaradır.” Kardeşim, bu ülkede ne zaman bir şey “toplumsal yara” ilan edilse, bilin ki üstü örtülecek demektir. Çünkü yarayı tedavi etmezler, pansuman görüntüsü verirler. Kadınlar öldürülür, devlet mecliste çay içip basın toplantısı yapar.

Ve toplum… Hani şu “bizde aile kutsaldır” diye gezenler var ya, işte onlar en tehlikeliler. Çünkü bu şiddet, çoğu zaman “kutsallığın” içinden çıkar. Kadının kahkaha atmasına laf eden, gece dışarı çıkmasına “namus” bahanesiyle karışan, çalışmasına engel olan, giyiminden yürüyüşüne kadar karar veren bir zihniyet, zaten şiddetin köküdür. Yumruk, bıçak, kurşun sadece final sahnesidir; asıl cinayet kadının hayatının adım adım daraltılmasıdır.

25 Kasım bu ülkenin yüzüne tutulan bir ayna. O aynada gördüğümüz şey şu: Siyasetin şakşakçıları, iktidarın trol orduları, sahte muhafazakâr ahlakçılar, demokrat görünüp üç adım ötede kadını aşağılayan sözde modernler… Hepsi bu suçun ortağıdır. Çünkü şiddeti sadece uygulayan değil, görmezden gelen de suçludur. Şiddeti sadece yapan değil, “aile meselesi” diye savunan da suçludur.

Kadın cinayetleri, Türkiye’nin yönetim kalitesini gösteren en çıplak göstergedir. Bir ülkede kadınlar korkarak yaşıyorsa, o ülke medeniyet iddiasında bulunamaz. Kadınların en temel hakkı olan “nefes alma hakkı” bile tartışmalıysa, orada reformdan falan söz etmek gülünçtür. Bugün Türkiye’de kadınlar, evinde, sokakta, iş yerinde, sosyal medyada, ulaşımda, hatta devlet dairesinde bile tehdit altında yaşıyor. Çünkü sistem kadınları korumuyor; “şiddet olunca bakarız” diyor.

Hukuk, en kritik eşikte çuvallıyor. Defalarca şikâyet ettiği halde korunamayan yüzlerce kadın dosyası var. Mahkeme, “delil yetersizliği” diye salıyor; adam gidip kadını öldürüyor. Sonra çıkıp “trajik olay” diyorlar. Trajik değil kardeşim; sistemin eliyle işlenen planlı bir cinayet!

İşte 25 Kasım tam bu yüzden önemli: Bize o büyük yalanı hatırlatıyor. “Kadınlarımız başımızın tacıdır” diyen ağzı laf yapan politikacıların aslında hiçbir şey yapmadığını gösteriyor. Her 25 Kasım’da nutuk atanların çoğu, yılın diğer 364 gününde bu konuyu akıllarına bile getirmiyor. Yani bir gün hatırlayıp 364 gün unutuyoruz. Kadınlar ise her gün o tehditle yaşıyor.

Bu ülkede kadına şiddetin bitmesi için sadece yasalar yetmez; erkekliğin kutsallığı çöpe atılacak, mahalle baskısı kırılacak, devlet sığınma evlerine para akıtacak, mahkemeler evrak memuru gibi davranmaktan vazgeçecek, siyasiler oy kaygısıyla sapıklara dokunmayalım demeyecek. Bunlar olmadan bir arpa boyu ilerleyemeyiz.

Bütün bu curcunanın ortasında kadınların sessiz gücünü de görmek gerekiyor. Çünkü ne olursa olsun kadınlar mücadeleyi bırakmıyor. Sokağa çıkıyor, örgütleniyor, ses yükseltiyor, erkek şiddetinin karşısında dik duruyor. Kimi zaman tek başına, kimi zaman bir grup kadınla, kimi zaman avukatla, kimi zaman sosyal medyada. Onlar olmasa bugün bu ülkede kadın cinayetleri konuşulmaz, şiddet rakamları gizlenir, tarih “melek oldu” yazan haber bültenleriyle dolardı.

Bu yüzden 25 Kasım sadece bir anma günü değil; kadınların yüzlerce yıldır sürdürdüğü direnişin yeni durağıdır. Direniş diyorum, evet; çünkü bu ülkede kadın olmak başlı başına bir direniş. Kadınların eşitlik mücadelesi demokrasi mücadelesinden, insan hakları mücadelesinden, özgürlük mücadelesinden ayrı değil. Hatta belki hepsinin kökünde kadınların özgürlük talebi var.

Bugün 25 Kasım’da yapılacak en büyük saygı, şiddet gören, öldürülen, susturulan, yok sayılan tüm kadınların sesini yükseltmektir. “Bir günlüğüne duyar kasmak” değil; bu ülkede kadınlar yaşam mücadelesi verirken, devletin ve toplumun taraf olması gerektiğini haykırmaktır.

Çünkü bu ülkenin gerçek yüzü, bakanlıkların turuncu ışıklandırdığı binalarda değil; gece yarısı bir karakola sığınan kadının gözyaşında görünür. O gözyaşını silmeyen hiçbir yönetim, hiçbir törenle temize çıkamaz.

Bugün, 25 Kasım’da, o büyük gerçeği bir kez daha hatırlayalım:

Kadına şiddet, erkekliğin değil; toplumun vicdanının utancıdır.

Ve bu utançla yaşamaya mecbur değiliz.

Yasal Uyarı: Bu köşe yazısında yer alan görüş ve değerlendirmeler yazarına aittir ve yazarın sorumluluğundadır. Yayımlanan içerik, yazarın kişisel görüşünü yansıtmakta olup, sitemizin resmi görüşünü temsil etmemektedir.

Okan Bent Önok

Okan Bent Önok

1970 yılında doğan Okan Bent Önok, çok yönlü yaşamı ve özgün düşünce yapısıyla dikkat çeken bir isimdir. Türkiye’de aldığı eğitimle birlikte hem kültürel hem de entelektüel açıdan zengin birikim kazanan Önok, farklı meslek dallarında edindiği deneyimlerle yaşamın her alanına dokunmuştur. Gençlik yıllarında futbolculuk, devlet memurluğu ve sivil havacılık gibi farklı sektörlerde yer alan Önok, bugün bu tecrübelerini toplumsal gözlem ve eleştiri gücüyle harmanlayarak kaleme almaktadır. Statükoya muhalif duruşu ve asi kişiliğiyle tanınan yazar, düşüncelerini cesurca dile getirmesiyle geniş bir okuyucu kitlesine ulaşmıştır. Köşe yazarlığını, toplumsal olaylara ışık tutmak ve insanlara farklı bakış açıları kazandırmak için bir platform olarak kullanmaktadır. Atatürkçü bir bakış açısına sahip olan Önok, insan hakları, özgürlük ve laiklik ilkelerini savunmaktadır. Marjinal kişiliği, mizahi üslubu ve alışılmışın dışında düşünme biçimiyle okurlarını hem düşündüren hem gülümseten bir kalemdir. Okan Bent Önok, “Yeniden İlk Haber” ailesinde köşe yazılarıyla sadece olayları değil, olayların ardındaki insanı da anlatmaya devam ediyor. 📚 Eserleri: Gölgedekiler, Rüzgar, Tuval

Uzun yıllar gazetecilik yapan Okan Bent Önok, özellikle yerel gündem ve toplumsal konularda uzman görüşleriyle tanınmaktadır. Yazılarında objektif yaklaşımı ve analitik bakış açısıyla okuyucularına farklı perspektifler sunmaktadır.

Bu haberi paylaş

Yorumlar (0)

Görüşlerinizi bizimle paylaşın. Yorumlarınız onaylandıktan sonra yayınlanacaktır.

Yorum Yap

0/1000 karakter

Not: Yorumlarınız editörlerimiz tarafından incelendikten sonra yayınlanacaktır. Lütfen saygılı ve yapıcı yorumlar yazınız.

Yorumlar yükleniyor...

YAZARLARIMIZ

Esma Özen

Esma Özen

Esma Özen, yerel gazeteciliği yalnızca haber aktarmak olarak görmeyen; kentin hafızasını tutan, soruyu doğru yere yönelten bir basın emekçisidir. Balıkesir ve çevresinde siyaset, yerel yönetimler, çevre mücadelesi ve toplumsal adalet başlıklarında yaptığı haberlerle öne çıkar. Özellikle kadın cinayetleri, cezasızlık politikaları ve kamu yararını ilgilendiren konularda net, cesur ve tavizsiz bir dil kullanır. Haberlerinde “gelmiştir–yapılmıştır” klişelerinden uzak durur; okuru bilgilendirirken aynı zamanda düşündürmeyi hedefler. Basın açıklamalarını süzgeçten geçiren, perde arkasını merak eden ve “neden?” sorusunu ısrarla soran bir habercilik anlayışına sahiptir. Sosyal medya ve dijital mecralarda etkili başlıklar, güçlü kapak görselleri ve gündem yaratan içerikler üretir. Yerel demokrasinin, şeffaflığın ve kamusal sorumluluğun takipçisi olan Esma Özen, gazeteciliği bir meslekten çok topluma karşı bir görev olarak görür.

Esma Sarıbaş

Esma Sarıbaş

Teknolojinin teknik derinliğini ve altyapısal katmanlarını merkeze alan yazarımız, dijital dünyanın gelişim süreçlerini analiz ediyor. Sadece değişimi takip etmekle kalmayıp, sistemlerin işleyiş mantığını ve dijital stratejilerin geleceğini çözümleyen bir bakış açısıyla, teknoloji odaklı bir yol haritası sunuyor.

MERHABA

MERHABA

Yeniden İlk Haber Gazetesi imtiyaz sahibi.

Okan Bent Önok

Okan Bent Önok

1970 yılında doğan Okan Bent Önok, çok yönlü yaşamı ve özgün düşünce yapısıyla dikkat çeken bir isimdir. Türkiye’de aldığı eğitimle birlikte hem kültürel hem de entelektüel açıdan zengin birikim kazanan Önok, farklı meslek dallarında edindiği deneyimlerle yaşamın her alanına dokunmuştur. Gençlik yıllarında futbolculuk, devlet memurluğu ve sivil havacılık gibi farklı sektörlerde yer alan Önok, bugün bu tecrübelerini toplumsal gözlem ve eleştiri gücüyle harmanlayarak kaleme almaktadır. Statükoya muhalif duruşu ve asi kişiliğiyle tanınan yazar, düşüncelerini cesurca dile getirmesiyle geniş bir okuyucu kitlesine ulaşmıştır. Köşe yazarlığını, toplumsal olaylara ışık tutmak ve insanlara farklı bakış açıları kazandırmak için bir platform olarak kullanmaktadır. Atatürkçü bir bakış açısına sahip olan Önok, insan hakları, özgürlük ve laiklik ilkelerini savunmaktadır. Marjinal kişiliği, mizahi üslubu ve alışılmışın dışında düşünme biçimiyle okurlarını hem düşündüren hem gülümseten bir kalemdir. Okan Bent Önok, “Yeniden İlk Haber” ailesinde köşe yazılarıyla sadece olayları değil, olayların ardındaki insanı da anlatmaya devam ediyor. 📚 Eserleri: Gölgedekiler, Rüzgar, Tuval

Simge Ham

Simge Ham

Köşe yazarımız, toplumun görmezden gelinen yaralarını ve kadınların gündelik hayatta karşı karşıya kaldığı eşitsizlikleri cesur bir dille kaleme almaktadır. Yazılarında adalet, hak ve vicdan kavramlarını merkeze alır.

Ters Köşe

Ters Köşe

Ümit Atılganer

Ümit Atılganer

Spor Yazarı

Yeniden İlk Haber

Yeniden İlk Haber