Esma Özen
Esma Özen, yerel gazeteciliği yalnızca haber aktarmak olarak görmeyen; kentin hafızasını tutan, soruyu doğru yere yönelten bir basın emekçisidir. Balıkesir ve çevresinde siyaset, yerel yönetimler, çevre mücadelesi ve toplumsal adalet başlıklarında yaptığı haberlerle öne çıkar. Özellikle kadın cinayetleri, cezasızlık politikaları ve kamu yararını ilgilendiren konularda net, cesur ve tavizsiz bir dil kullanır. Haberlerinde “gelmiştir–yapılmıştır” klişelerinden uzak durur; okuru bilgilendirirken aynı zamanda düşündürmeyi hedefler. Basın açıklamalarını süzgeçten geçiren, perde arkasını merak eden ve “neden?” sorusunu ısrarla soran bir habercilik anlayışına sahiptir. Sosyal medya ve dijital mecralarda etkili başlıklar, güçlü kapak görselleri ve gündem yaratan içerikler üretir. Yerel demokrasinin, şeffaflığın ve kamusal sorumluluğun takipçisi olan Esma Özen, gazeteciliği bir meslekten çok topluma karşı bir görev olarak görür.
Kadın Cinayetleri Arkasındaki Derin Boşluk
Bandırma halkı, vicdanınıza sesleniyorum: Dilruba’nın davasında neredeydiniz?
25 Kasım, Kadına Yönelik Şiddete Karşı Uluslararası Mücadele Günü Bandırma’da görkemli bir yürüyüşle anıldı. Kalabalığın içinden yükselen sloganlar, özenle hazırlanmış dövizler ve sosyal medyaya yansıyan fotoğraflar, “Kadına şiddete hayır” mesajını güçlü biçimde aktardı. Siyaset kurumlarının kadın kolları, belediye yetkilileri ve çeşitli dernek temsilcileri; günün ritüeline uygun olarak poz verdiler, açıklamalar yaptılar ve görüntü oluşturdular.
Ancak, ertesi gün, yani 26 Kasım’da, toplumsal sözlerin ötesinde somut bir mücadele alanı vardı: Bandırma Adliyesi. Burada, 22 Mayıs’ta Dilruba Elif Çetin’in dört bıçak darbesiyle öldürülmesine ilişkin dava görülüyordu.
Adliye koridorlarında kimler vardı?
Siyasi partilerin kadın kolları yoktu; bir gün önce ön saflarda slogan atanlar, mahkeme salonunda görünmedi. STK’lar ve dernekler yoktu. Kendilerini feminist olarak tanımlayan bireyler yoktu. Sadece Kadın Dayanışma Derneği Başkanı ve iki üye vardı; üç kişi… 25 Kasım'da davanın yüksek sesle katılanların tümüne duyurulduğunu da, araç verilmediğini de ekleyeyim.
Bu, toplumsal refleks ile gerçek mücadelenin arasındaki keskin farkı çarpıcı biçimde ortaya koyuyor. 25 Kasım’da öne çıkan kalabalık, ertesi gün somut bir dava ve adalet talebi söz konusu olduğunda görünmez oldu. Bir kadın yine yalnız bırakıldı. Bir yaşam savunmasız kaldı.
Duruşma sırasında sanık Burak İ’nin sözlerini not aldım. Sanık Burak İ’nin ifadeleri kayda değer:
"Olan oldu, yapacak bir şey yok. Pişmanım."
Bir insanın dört bıçak darbesiyle bir genç kadının hayatını sonlandırmasının ardından söylenen bu cümle, adalet kavramının ne denli çiğnendiğini gösteriyor. “Olan oldu” demek, hukukun, vicdanın ve toplumsal sorumluluğun ayaklar altına alındığının itirafıdır.
25 Kasım’da slogan atanlar ertesi gün neden yoktu? Kadın cinayetinin faili mahkeme salonunda otururken, siyasi partiler, kadın dernekleri ve aktivistler nerede duruyordu? “Kadına şiddet kırmızı çizgimizdir” diyenlerin bu kırmızı çizgiyi sahada göstermekten kaçınması, toplumsal sorumluluğun ihmal edilmesidir.
Alıştık, normalleştirdik. Her şeyi “olan oldu” diyerek geçiştirdik. Oysa hiçbir yaşam, hiçbir kadın, hiçbir yalnız bırakılma, bu denli küçümsenecek bir mesele değildir. Dilruba Elif Çetin’in hayatı, hiçbir şekilde göz ardı edilemez. Onun yalnız bırakıldığı her an, toplumsal vicdan açısından bir eksikliktir.
Adliye koridorunda üç kadının varlığı azımsanamaz. Erkek şiddeti sürdükçe, biz sustukça, görmezden geldikçe ve ertesi gün adliyeye gitmedikçe, toplum olarak hepimiz aynı cümleyi kurmuş oluruz: “Olan oldu.”
Ben böyle bir toplumu kabul etmiyorum. Sen de etmiyorsun. Hepimiz etmiyoruz aslında. Ancak gerçekten istemiyorsak, bir kadının anısına, bir kadının davasına ve bir kadının yalnız bırakılmama hakkına sahip çıkmak zorundayız.
25 Kasım’da yürümek kolay; 26 Kasım’da adliye kapısında durmak zordur. Ezcümle; Sessizlik en büyük ihlaldir, ihmal her zaman suçtur ve görmezden gelmek, öldürmenin sessiz ortağıdır. Bu sessizliğin bedeli, er veya geç, hepimize ödetilecek.
Yasal Uyarı: Bu köşe yazısında yer alan görüş ve değerlendirmeler yazarına aittir ve yazarın sorumluluğundadır. Yayımlanan içerik, yazarın kişisel görüşünü yansıtmakta olup, sitemizin resmi görüşünü temsil etmemektedir.

Esma Özen
Esma Özen, yerel gazeteciliği yalnızca haber aktarmak olarak görmeyen; kentin hafızasını tutan, soruyu doğru yere yönelten bir basın emekçisidir. Balıkesir ve çevresinde siyaset, yerel yönetimler, çevre mücadelesi ve toplumsal adalet başlıklarında yaptığı haberlerle öne çıkar. Özellikle kadın cinayetleri, cezasızlık politikaları ve kamu yararını ilgilendiren konularda net, cesur ve tavizsiz bir dil kullanır. Haberlerinde “gelmiştir–yapılmıştır” klişelerinden uzak durur; okuru bilgilendirirken aynı zamanda düşündürmeyi hedefler. Basın açıklamalarını süzgeçten geçiren, perde arkasını merak eden ve “neden?” sorusunu ısrarla soran bir habercilik anlayışına sahiptir. Sosyal medya ve dijital mecralarda etkili başlıklar, güçlü kapak görselleri ve gündem yaratan içerikler üretir. Yerel demokrasinin, şeffaflığın ve kamusal sorumluluğun takipçisi olan Esma Özen, gazeteciliği bir meslekten çok topluma karşı bir görev olarak görür.
Uzun yıllar gazetecilik yapan Esma Özen, özellikle yerel gündem ve toplumsal konularda uzman görüşleriyle tanınmaktadır. Yazılarında objektif yaklaşımı ve analitik bakış açısıyla okuyucularına farklı perspektifler sunmaktadır.
Bu haberi paylaş
Yorumlar (0)
Görüşlerinizi bizimle paylaşın. Yorumlarınız onaylandıktan sonra yayınlanacaktır.
Yorum Yap
Not: Yorumlarınız editörlerimiz tarafından incelendikten sonra yayınlanacaktır. Lütfen saygılı ve yapıcı yorumlar yazınız.
Yorumlar yükleniyor...





