
İsmail Akyol
Felsefe Bölümü mezunu. Edebiyata derin bir tutkuyla bağlı bir okur. Uzun yıllar yayıncılık sektöründe edindiği deneyimle metin dünyasının içinde yer aldı. Henüz kaleme aldığı eserler yayımlanmamış olsa da, kendini yazar olarak tanımlamaktadır.
CHP, BİR SİYASİ PARTİ MİDİR?
(Cumhuriyet’in kurucu partisi CHP’yi minnet ve hürmetle tenzih ederek soruyorum.) Siyaseti olmayan bir siyasi parti olur mu? Olmaz elbette. Yani memleketin hâline bağlı olarak görüş, duruş ve dil üretmeyen bir siyasi parti olur mu? Olmaz elbette. CHP bu anlamda bir siyasi parti değil. Evet, bir örgüttür. Kapalı sistem çalışan; kendi gündemi, kendi çıkarları, amaçları ve neredeyse tamamı kişisel addedilecek motivasyonları olan bir örgüttür. Kliktir. Her hâlükârda onlara oy verecek bir kitleyi –elbette tarihsel ve sosyolojik nedenleri anlaşılabilen– boyunduruğu altına almış bir örgüttür.
Kişilerden, hiziplerden ve didişmelerden müteşekkil bir örgüttür. Eğer öyle olmazsa, TBMM’nin ana muhalefet sandalyelerini işgal eden CHP’liler, insanlık ayağa kalkmışken, emperyalistlerin çıkarmaya fırsat kolladığı dünya savaşını engellemeye çalışırken, Özgür Özel o cırtlak sesiyle erken seçim tartışması açar mıydı? Eğer CHP, siyaseti olan bir Türkiye Cumhuriyeti partisi olsaydı, geçirdiğimiz on yılı aşkın süre boyunca “hangimiz Cumhurbaşkanı adayı olacak” tartışmasıyla milletin kafasını şişirirler miydi? Çantada keklik oylarla kurdukları tezgâhın, kendi cepleri ve hastalıklı egoları dışında kimseye zerre faydası yok.
Bir ülkenin, doğru düzgün yöneticiler kadar o yöneticilere –işlerini doğru düzgün yapsınlar diye– “şarlayan” muhaliflere de ihtiyacı vardır. Bir ülkenin doğru düzgün sağ partiler kadar doğru düzgün sol partilere de ihtiyacı vardır. Dahası, sadece bir ülkenin değil, dünyanın da doğru düzgün sağ kadar doğru düzgün sola ihtiyacı vardır.
Neredeyse yüzyıldır memleketin sol dinamiğini heba eden CHP, toplumun olanaklarını geliştiren bir kuruluş olmaktan çok, yolunu tıkayan bir moloz yığınıdır. Verili CHP’nin devri kapandı. CHP değişmeli demeyeceğim; Kafkavari bir sertlikle dönüşmelidir. Ya da mümkünse kendini kapatmalıdır ki saçma varlıklarıyla işgal ettikleri sol potansiyel, hakkını verecek bir enerjiyle dolsun.
İSRAİL’İN DÜŞMANI OLMAK
Günlerdir İsrail Devleti’nin Türkiye’yi yeni düşman ilan ettiğine ilişkin, İsrail kaynaklı haberler servis ediliyor. Analistler bu minvalde makaleler kaleme alıyor. Emekli İsrailli zevat bu yönde röportajlar veriyor. Tam bu noktada, sonda söyleneceği başta söylemek gerek: İsrail’e düşman olmak şandır, şereftir. Şeksiz şüphesiz şehadettir. Dahası, Cumhurbaşkanımızın kullanmayı çok sevdiği deyimle, vaadi bol “yeni fırsatlar kapısı”dır.
Soğukkanlı, çocuk katili İsrail’in ağzı bu memleketi yemeğe yetmez. Kalbi sıcak bu memleket, onun koca ağzını gördüğünde kaçacak yer bulamayacaktır. Bundan kimsenin kuşkusu yok.
Yasal Uyarı: Bu köşe yazısında yer alan görüş ve değerlendirmeler yazarına aittir ve yazarın sorumluluğundadır. Yayımlanan içerik, yazarın kişisel görüşünü yansıtmakta olup, sitemizin resmi görüşünü temsil etmemektedir.

İsmail Akyol
Felsefe Bölümü mezunu. Edebiyata derin bir tutkuyla bağlı bir okur. Uzun yıllar yayıncılık sektöründe edindiği deneyimle metin dünyasının içinde yer aldı. Henüz kaleme aldığı eserler yayımlanmamış olsa da, kendini yazar olarak tanımlamaktadır.
Uzun yıllar gazetecilik yapan İsmail Akyol, özellikle yerel gündem ve toplumsal konularda uzman görüşleriyle tanınmaktadır. Yazılarında objektif yaklaşımı ve analitik bakış açısıyla okuyucularına farklı perspektifler sunmaktadır.
Bu haberi paylaş
Yorumlar (0)
Görüşlerinizi bizimle paylaşın. Yorumlarınız onaylandıktan sonra yayınlanacaktır.
Yorum Yap
Not: Yorumlarınız editörlerimiz tarafından incelendikten sonra yayınlanacaktır. Lütfen saygılı ve yapıcı yorumlar yazınız.
Yorumlar yükleniyor...









